Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

Diyetisyen

Diyetisyen

    Diyetisyenler beslenme ve diyetetik alanında 4 yıllık lisans eğitimini tamamlamış kişilerdir. Diyetisyenler , kendilerini bir çok farklı alanda geliştiren ve deneyimlerle kazandığı geniş bilgi birikimine sahip olan kişilerdir.

    Aynı zamanda Beslenme uzmanları olarak da tanımlanan diyetisyenler,  sadece kilo problemi yaşayan bireylerin  ideal kiloya ulaşmak için başvurdukları bir uzman değildir. Toplumda yanlış algılardan biri olan bu problem , diyetisyenlerin sadece zayıflamaya yönelik çalışmalar yaptığını düşündüğünden dolayı , diyetisyenlerin bilgi ve birikimine başvurmayıp rastgele diyet programı içine girmelerine neden olur  ve ortaya sağlıklı bir süreç çıkmamaktadır. Bu diyet listeleri faydadan çok kişilere zarar vermektedir. Sağlıklı bir süreç olabilmesi için öncelikle diyetisyene  başvurup kişinin hikayesi dinlendikten sonra kendileri için en iyi beslenme protokolü belirlenmelidir. Diyet listeleri sadece kilo vermek üzerine hazırlanmamaktadır aynı zamanda kişinin daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam düzeni oluşturulması sağlanır.

    Diyetisyenler, öncelikle sizin vücut kitle indeksinizi hesaplar sonrasında danışanın hikayesini dinler ve gerekli bütün tahlillerinizi  gördükten sonra sizin beslenme alışkanlığınız baz alınarak size uygun en iyi listeyi hazırlar. Size bu yolda ihtiyaç duyduğunuz motivasyonu tüm süreç boyunca yanınızda olarak size destek olur.

    Kişiler diyetisyenlerden aynı zamanda hastalıklarda beslenme (şeker hastalığı, kalp ve damar hastalıkları, tiroid gibi hastalılar),  hamilelik sürecinde beslenme,  sporcu beslenmesi gibi bir çok alanda hizmet alabilirler.

     

    Troid Hastalıkları

    TİROİD NEDİR ?

    Tiroid bezi boyunda trakeanın önünde bulunan ve foliküler hücrelerden oluşan endokrin bir bezdir. Tiroid bezinin foliküler hücrelerinden triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4) adı verilen ve metabolizmanın devamı için büyük önem taşıyan iki hormon salgılanır.

     

    HİPOTİROİDİ NEDİR?

    Hipotiroidi, temel olarak vücutta tiroid hormonlarının yetersizliği, nadiren de hedef dokulara etki edememesi nedeniyle meydana gelen endokrin bir bozukluktur. Tiroid bezi fonksiyonlarında yetersizlik nedeniyle meydana gelen “primer hipotiroidi”, tiroid uyarıcı hormon (TSH) yetersizliğine bağlı “sekonder hipotiroidi” ve (tirotropin salgılatıcı hormon) TRH yetersizliği nedeniyle görülen “tersiyer hipotiroidi” olmak üzere üç şekilde görülmektedir.

    Hipotiroitinin semptomları arasında yorgunluk, üşümek, düşük kalp hızı ve kalp debisi, kötü hafıza, mental tembellik, depresyon, infertelite, menstürasyon bozuklukları, göğüslerden süt gelmesi, başağrısı, senkop, yüksek kolesterol, kas krampları, yara iyileşmesinde gecikme ve çocuklarda kısa boy sayılabilmektedirağır hastalarda kabızlık, seste kalınlaşma, saç dökülmesi, tırnaklarda kırılma, kolesterol seviyelerinde artış, miksödem, kretinizm, ciltte kuruluk ve guatr görülmektedir. Hipotiroitizm nedenleri arasında en sık olanı iyot eksikliğidir

     Tiroid hormonları metabolizmanın devamı için büyük önem taşıdığından, yetersizliği durumunda vücuttaki pek çok sistem etkilenmekte ve hastalığın düzeyine göre şiddeti değişebilen bulgular meydana gelmektedir.

     Enerji harcamasında azalma ile meydana gelen ağırlık artışı ve obezite, kan basıncında yükselme, lipit profilinde olumsuz değişiklikler, insülin direnci, konstipasyon ve çölyak hastalığı hipotiroidi ile birlikte görülebilen metabolik bozukluklardır. 

     

     

    Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

    Hipotiroidi ile gelişen obezite ve metabolik sendrom gibi hastalıkların var olmaması için diyetle alınan karbonhidrat içeriği yüksek besinler tüketilmemeli. Dengeli beslenme tabakları oluşturulmalı.

    Hipotiroidi kişilerin metabolizmasını yavaşlatma ve kilo alma sürecini hızlandırdığı için bireylerin bu süreçte yağ oranı yüksek, kızartılmış ve şeker oranı yüksek olan besinlerin tüketiminden kaçınması gerekmektedir.

    Diyetle iyot, selenyum ve demir alımının yeterli olmasına ek olarak, bu metabolik etkilere yönelik beslenme tedavisi de hastalığın yönetiminde önem taşımaktadır.

    Tiroid fonksiyonlarının normal çalışabilmesi için diyet programıyla birlikte yeterli iyot alınmalıdır. Dengeli ve yeterli bir beslenme programına ek olarak iyot almanıza gerek yoktur.

    Hipotiroidi olan besinlerin yeterli miktarda B vitamini alması tedavi sürecinde faydalı olabilir. Bu yüzden günlük beslenme programlarında tam tahıllar, kahverengi pirinç, kepekli ekmek, kinoa, kepekli makarna gibi besinleri ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeleri günlük beslenme programlarında yer vermeleri gerekmektedir.

    Hipotiroidi Hastalığında Tüketilmemesi Gereken Besinler Nelerdir?

    Guatrojenik besinler: Karnabahar, brokoli, karalahana, çin lahanası, brüksel lahanası, turp, lahana, ıspanak, şalgam, mısır, şeftaliyer fıstığıarmut, çam fıstığı, çilek, tatlı patates, bademböğürtlensoya sütütofu ve soya fasülyesi gibi guatrojenik besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Bu besinlerin çiğ tüketimi tiroid fonksiyonunun üretilmesini engelleyebilir. Bu yüzden bu besinler pişmiş bir şekilde ara ara tercih edilmelidir.

    İşlenmiş Ürünler:Hipotiroidi hastaları işlenmiş gıdalara günlük beslenme programlarında yer vermemelidir. Hızlı kilo almaya elverişli metabolizma yapıları nedeniyle kalori içeriği yüksek olan işlenmiş ürünler bu süreçte tüketilmemelidir.

    Sodyum İçeriği Yüksek Olan Besinler: Hipotiroidi olan bireylerde hipertansiyon görülme olasılığı artmaktadır. Bu yüzden bireyler günlük beslenme programında tansiyon dengesizliğine neden olabilecek yüksek tuz içeriğine sahip salamura besinlerin tüketiminden kaçınmalıdır.

    KAYNAKLAR : https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/806849

    https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/763978

     

     

    Guatr Nedir?

    Boynun alt yarısında, nefes borusunun önünde bulunan kelebek şekilli bir iç salgı bezi olan tiroid bezinin büyümesine guatr denilmektedir. Tiroid bezinin hastanın yaşı ve cinsiyeti için normal olarak tanımlanan boyuttan büyük olmasıdır. Guatr varlığı,  tiroid bezinin hormon üretme görevinde mutlaka sorun olduğu anlamına gelmemektedir. Tiroid bezi büyüdüğünde, çok fazla hormon (hipertiroidi) üretebildiği gibi çok az hormon (hipotiroidi) da üretebilir veya yeterli miktarda, normal düzeyde hormon (ötiroidi) üretimine devam da edebilir. Bir kişide guatr gelişmesi, tiroid bezinin anormal şekilde büyümesine neden olan bir durum olduğunu göstermektedir.

    Tiroid hormonları normal olup bez içinde nodül bulunmaksızın bir büyüme olduğunda, büyümenin nedeni iltihaplı bir hastalık, kanser ya da Hashimoto tiroiditi değilse bu duruma ‘Basit Guatr’ (Ötiroid diffüz guatr) denilmektedir. Basit guatr denilmesi hastalığın basit ya da önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Tiroid hormonları normal olan, içinde nodül olmayan guatr anlamındadır. 

    Tiroid bezi çok büyüyerek göğüs kafesi içine doğru büyüyüp göğüs kafesi içine girebilmektedir. Bu duruma plonjan guatr (dalan guatr) denilmektedir. Eğer tiroid bezi içinde nodül dediğimiz bezeler var ve tiroid hormonları normalse bu duruma ‘Ötiroid Nodüler Guatr’ denilmektedir. 

    Tiroid bezi içerisinde birden fazla nodül varsa bu duruma çok sayıda nodül içeren anlamında ‘Multinodüler Guatr’ denilmektedir. Basit guatr olan hastada, guatr nedeni olan durum devam ederse yıllar geçtikçe guatr içinde nodüller oluşmaya başlar. Böyle bir durumda tiroid bezi hem kendisi büyümüştür hem de içinde nodüller oluşmuştur. 

    Tiroid hormonları normaldir. Bu duruma ‘Ötiroid Diffüz Nodüler Guatr’ denilmektedir. Zamanla tiroid bezi içindeki bu nodüller tiroid hormonu salgılamaya başlayabilir ve hastalarda aşırı tiroid hormon üretimi (hipertiroidi) görülebilir. Bu duruma da ‘Toksik Nodüler Guatr – Toksik Multinodüler Guatr’ denilmektedir.

    Tiroid bezi aşırı büyüyen bir kişi yutma ve solunum sorunları yaşayabilir. Aşağıdaki şikayetler görülebilir;Öksürük, nefes darlığı, ses kısıklığı, yutma zorluğu, nefes alıp verirken ıslığa benzer ses oluşması gibi.

     

    Guatr Hastalığında Tedavi Nasıl Olmalıdır?

    Guatr hastalığında beslenme tedavisinde, sebze ve meyvelere öncelik tanınmalı. Proteinden yeterli besin alımı sağlanmalıdır.

    Karbonhidrat alımı aşırıya kaçmamalı ve yağ içeriği yüksek olan gıdalar tercih edilmemelidir.

    Antioksidan meyveler ve sebzeler diyete eklenmelidir. Örneğin: Elma, havuç, armut, üzüm, yaban mersini, şeftali, kızılcık, kiraz.

    Hindistan cevizi, keten tohumu, balık tiroidin çalışmasında etkendir.

    Kafein, alkol, sigara ve şeker tiroid bezi için zararlıdır. Bunların az tüketilmesi gerekir.

    Sulardaki klor ve florun fazla olması tiroid bezine zarar verdiğinden içilen suda bu minerallerin fazla olmamasına dikkat edilmelidir.  Özellikle fosfatlı gübrelerle bulaşmış sularda klor daha fazladır ve guatra neden olur.

    Diş tedavisi sırasında amalgamdan ve civadan kaçınmak da tiroid sağlığı için önem taşır.

    T4 hormonunun T3’e çevrilmesinde faydalı olan selenyum, çinko, E vitamini ve B6 vitamini içeren gıdaların yeteri kadar  yenmesi tiroid sağlığı için büyük önem taşır.

    Ülkemizde iyot  ve selenyum yetmezliği vardır. Tiroid hastalığından korunmak için iyotlu tuz yemeli ve selenyumdan zengin gıdalarla beslenmelidir.

    Çinko eksikliğinde de tiroid hormon metabolizması bozulur ve kandaki T3 ve T4 hormonu % 30 oranında azalır. Bu nedenle çinkodan zengin olan peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk, yumurta sarısı,süt ve süt ürünleri, balık, patates,ceviz, badem, tam tahıllar, kuru fasulye, lahana, ay çekirdeği ve kuzu eti gibi gıdalarla beslenmek tiroid sağlığımız için gereklidir.

    KAYNAKLAR : http://www.tiroit.org/v2/tr/Tiroid4.asp?n=Guatrda-Beslenme-ve-Tuz--&m2=6&m3=3&m4=118#:~:text=Unlu%20ve%20ni%C5%9Fastal%C4%B1%20g%C4%B1dalar%C4%B1%20azaltmak,Bu%20nedenle%20g%C3%BCvenle%20yenilebilir.

    https://temd.org.tr/halk/hastaliklar/guatr

     

    Hashimoto Tiroidi nedir?

    Hashimoto tiroidi “hipotiroidi” olarak tanımlanan tiroit bezinin az çalışması durumuna yol açan sebeplerden birisidir. Vücudun metabolizma hızını ayarlayan ve bu yolla bütün dokuları etkileyen tiroid hormonu bu hastalarda zamanla azalır ve yaş ilerledikçe hipotiroidi riski artar.

     

     

    Hashimoto Tiroidinde Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

    Haşimato hastalığına sahip kişilerin beslenmesinden başta gluten içeriği nedeniyle tahıllar olmak üzere kuru baklagiller, süt ürünleri ve şeker çıkarılmalıdır.

    Haşimato hastalığında; kişilerin tiroid bezleri kendi bağışıklık sistemlerinin ürettiği antikorlar tarafından saldırı altındadır. Bunun durumda tiroid bezleri hasar alabilir.

    Otoimmün bir süreç olması nedeniyle haşimato hastalığında; sızdıran bağırsağın etkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle beslenme düzeni olarak bir otoimmün protokolün uygulanması gerekmektedir. Bu beslenme protokolü hem bağışıklık uyaranlarını beslenmenizden çıkarır hem de sızdıran bağırsağın onarımına destektir.

    Bu protokolde çıkarmanız gereken 4 temel besin grubu; tahıllar, kurubaklagiller, süt ürünleri ve şekerdir. Bu besin gruplarını beslenmeden çıkarmak inflamatuar süreci sakinleştirecek ve bağışıklık sisteminin doğru tepkisini ortaya çıkaracaktır.

    Haşimato hastalığında özellikle glütensiz diyetin öneminden çok sık bahsedilmekte. Gluten bağırsak geçirgenliğini arttırmakta ve bu süreç otoimmün hastalıkları yaratmaktadır. Bunun yanı sıra tiroid dokusu ile gluten arasında moleküler benzerlikte vücudun immün sisteminin tiroid dokusuna saldırısı için potansiyel bir sebep olmakta. Benzeri durum süt proteini olan kazeinde de geçerlidir.

    Bu nedenle haşimato hastalığına sahip bireylerin başta gluten içeren tahıllar olmak üzere; kurubaklagiller, süt ürünleri ve şekeri beslenmelerinden çıkarmaları önerilir. Ayrıca brezilya fındığı, balık, hindi, yumurta, mantar ıspanak gibi selenyumdan zengin besinlere yer verilmelidir. Gerekli durumlarda doktor kontrolünde supplementasyonu yapılmalıdır.

     

    Çölyak Hastalığı Nedir?

    Çölyak hastalığı (ÇH) genetik yatkınlığı olan kişilerde gluten içeren yiyeceklerin yenmesi sonucu ortaya çıkan otoimmun bir enteropatidir. Gluten buğday ve diğer tahıllarda (arpa, yulaf, çavdar) bulunan bir proteindir. Glutenin alkolde çözülebilen prolamin kısmı hastalığa neden olmaktadır. Çölyak hastalığı hem çocuklarda hem de erişkin yaş grubunda görülen ve yaşam boyu devam eden bir hastalıktır.

    Çölyak hastalığının : Klasik çölyak hastalığı, atipik çölyak hastalığı, sessiz çölyak hastalığı, potansiyel çölyak hastalığı, latent çölyak hastalığı olmak üzere klinik tipleri vardır.

    Çölyak hastalığında klinik bulgular oldukça farklı ve değişkendir. Günümüzde ishal, karın şişliği, iştahsızlık gibi hastalık belirtileri gittikçe daha az görülmektedir.

    Çölyak Hastalığı Beslenme Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

    Tedavi ömür boyu sürecek glutensiz diyettir. Glutensiz diyete sıkı bir şekilde uyulması hastalığın prognozu açısından önemlidir. Çölyak hastalarının buğday, arpa, çavdar ve yulaf içeren ürünleri tüketmemesi gereklidir. Toksik prolamin düzeyi en düşük olan yulafın diyete sokulması konusunda çalışmalar olmakla beraber bu konuda henüz kesin bir fikir birliği yoktur. Yulafın gluten içeren buğday ve diğer tahıllar ile kontamine olabileceğinden dolayı yulafın kullanılabilirliği konusunda çekince vardır.

    Gluten kontaminasyonun olmaması için pişirme işleminde gluten içeren besinler ile içermeyen gıdalar temas etmemeli, kullanılan mutfak malzemeeleri iyice temizlenmelidir.

    Laktoz ve fruktoz intoleransı sekonder olarak gelişebilir. Düşük laktoz ve düşük fruktozlu diyet en azından başlangıçta semptomları kontrol edilmesinde yararlı olabilir

    Bağırsak epitelinin hasarına bağlı gelişen sekonder disakkaridaz eksikliği için bağırsak mukozası düzelene kadar ilk haftalarda süt, süt ürünleri, meyve ve meyve sularından kaçınılmalıdır.

    Glutensiz diyetteki ana tahıl grubunu gluten ve diğer toksik prolaminleri içermeyen pirinç, mısır ve karabuğday oluşturur. Tanı alan hastalarda glutensiz diyetin yanısıra eksikliği saptanan vitamin ve diğer besin öğeleri destekleyici tedavi olarak eklenir.

    Çölyak hastalığında emilim sorunlarından dolayı anemi görülür. Demir , folat ve b12 den zengin besinler (kurubaklagiller, kırmızı et, tavuk, balık, yumurta gibi) tüketilmelidir.

    Buğday nişastasının düşük gluten içermesi nedeniyle güvenli olduğu belirtilmektedir.
    Et, meyveler ve sebzeler gluten içermez. Glutensiz diyet, çölyak hastalığı tedavisinin temel taşıdır.

    Glutensiz diyete birçok kez başlanıp bırakılması, diyete yanıtta dirence neden olur.Glutensiz diyete sıkı bir şekilde uymak bu riski azaltır.

     

    Yeme Bozukluklarında Beslenme Danışmanlığı

    Yeme bozukluğu genel anlamda nitelendirildiğinde sağlıklı beslenme çerçevesinin dışında beslenme olarak tanımlandırılabilir.
    Günümüzde görülen yeme bozuklukları arasında anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve atipik yeme bozukluğu (kontrolsüz yeme ve binge-eating disorder) olmak üzere 3 rahatsızlık bulunmaktadır. Yeme bozuklukları yüksek sosyo – ekonomik düzeydeki ailelerde görülmektedir. Kişilerin şişmanlıktan korkması, genç kızlarda mankenlere özenti, erkeklerde vücut geliştirme sporu yapmış kişilere ilgi duymak ve kaslı bir vücut için yanlış diyet uygulamak ya da yanlış spor antrenmanı yapmak, gelişim sorunları, psikolojik etmenler nedenler arasındadır.
    Yeme bozuklukları, yediğinden suçluluk duyarak kusma, tiksinme hissi yaşayarak yememe veya bir daha yiyemeyecekmiş gibi aşırı yemeden dolayı ortaya çıkmaktadır.
    Dünya üzerinde oran olarak inceleme yapıldığında daha çok genç kızlarda görülmekle birlikte aktör, manken, hostes ve dansöz gibi dış görüntüsü ön planda olan mesleklerde de ve son zamanlarda erkeklerde de görülebilmektedir. Yeme bozukluğu olan kişilerde homoseksüellik, aseksüellik, depresyon, anksiyete, kişilik bozuklukları ya da uyuşturucu madde kullanımı daha sık görülmektedir. Çünkü bu durum bir psikolojik hastalıktır ve muhakkak tedavi edilmelidir.
    Vejetaryenler, atletler ve ölümcül kronik hastalığı olanlarda da yeme bozukluklarına sık rastlanır. Kalıtsal faktörler, yetiştirilme özellikleri, kültürel ve biyolojik özellikler kişinin yeme bozukluğu geliştirmesine önemli katkılarda bulunur.
    Zayıflık hastalığı olarak bilinen anoreksia ve bulimia gibi yeme bozuklukları beyinde kalıcı hasarlar bırakabilmekte ve kilo kaybıyla birlikte beyin kütlesinde de azalma ve beyindeki kimyasal reaksiyonlarda değişiklik olabilmektedir.

    ANOREKSİYA NEVROZA

    Açlık hastalığı olarak da adlandırılmaktadır. Anoreksiya’da besin alımına, kiloya ve zayıflığa karşı takıntılı olan kişiler zayıf olsalar dahi yemeği ve aç olduklarını reddederler. Çok düşük kalorili diyet tüketmekten çekinmezler ve yetersiz kalori alımından dolayı vücut ağırlıkları zamanla azalır. Genellikle ergenlik döneminde başlamakta olan bu psikolojik rahatsızlık nadiren 40 lı yaşlarda da başlayabilir.

    Anoreksiyalı bir kişi;

    Kilo almaktan korkar, şişmanlık onlar için kabus gibidir. Eski kilolarına ya da çevrelerinde görünüm olarak beğeni kazanan kişilerin kilosuna inmek için hedef belirler, gün içinde farklı zamanlarda tekrar tekrar tartılırlar. Toplum içerisinde ufak porsiyonlar tüketirler aç olsalar bile tok olduklarını söylerler. Kısa sürede çok fazla kilo verirler ve bunu sağlıksız yöntemlerle yaparlar. Kabızlık ve düzensiz menstürasyon sorunları vardır. Hızlı veya kontrolsüz kilo kaybetmeye bağlı olarak hormonal değişimler görülerek tüylenme ve saç dökülmesi problemleri yaşanabilir.
    Normal miktarda besin tükettikten sonra mide bulantısı veya şişlik hissederler. Hiperaktif, depresif, korkak ve agresif olurlar. Gitgide sosyal çevrelerini kısıtlarlar. Sürekli spor veya ağır egzersizler yaparlar. Özellikle temizlik ve ders çalışma ile ilgili saplantılara rastlanabilir. Cinsel gelişimlerinde sorun olduğu gibi, cinsel isteksizlik ve diğer cinsel sorunlar da beraberinde gözlenebilmektedir. Yüksek oranda yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı olarak kansızlık, vücut su- tuz dengesinin bozulması, kanda kolesterol ve üre düzeylerinin artışı, karaciğer enzimlerinin yükselmesi, tiroid bezi hormonlarının düşmesi, kadınlarda östrojen dediğimiz kadınlık hormonu, erkeklerde testesteron denen erkeklik hormonu düzeylerinde düşme sonucu cinsel işlevlerde azalma, kalp atımında azalma ve düzensizlikler, beyin boşluklarının beyin dokusuna oranla kapladığı hacmin artışı oluşabilmektedir.

    BULİMİA NERVOZA

    Psikolojik kökenli bir hastalıktır. Anormal yeme alışkanlığı ile kendini belli eder ve daha sonra kilo almayı önlemek için uygunsuz davranışlar gösterir, hasta kusar, laksatif ve diüretik ilaçlar alıp, lavman yaparak yediği yiyecekleri çıkarmaya çalışır. Aç kalırlar ya da aşırı egzersiz yaparlar. Genellikle ergenliğin son veya erişkinliğin ilk dönemlerinde görülmektedir.

    Bulimiyalı bir kişi,

    Kendini iyi hissetmediği, karmaşa ve stres içerisinde olduğu zamanlarda veya diyetlerden sonra aşırı açlık duygusuyla tıkınmaya başlamakta rahatlama hissinden sonra suçluluk duygusuyla yenilen yiyecekleri çıkarmaktadırlar.

    Yemekten sonra ortadan kaybolmakta ve genellikle banyoya gitmektedirler. Mide asidinin ağıza gelmesi ile diş çürükleri, mide delinmeleri, adet düzensizlikleri görülebilmektedir.

    ATİPİK YEME BOZUKLUKLARI

    Fazla Yeme – Kontrolsüz yeme

    Kendini kontrol edemeden yeme bir hastalık sayılmaktadır. Bulimikler gibi aşırı kalorili yiyecekler birden tüketilir ve ama vücutlarından atmazlar. Borderline bir kişilik bozukluğu sayılabilir. Bu kişilerin kimlik duygusunda, duygu durumunda ve ilişkilerinde sürekli bir tutarsızlık vardır. Çaresizlik duygularını yenmek için beden ağırlığı, biçimi ve yeme davranışları üzerinde aşırı bir denetim saplamaya çalışırlar. Bunu başaranlarda anoreksia nervoza, başaramayanlarda ise kontrolsüz yeme nöbetleri görülmektedir.

    Gece Yeme Sendromu(Binge eating)

    Günlük enerjinin an azından %25’ni akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede almaktadırlar. Bu durum uyku bozukluklarına bağlı olabilir veya uyku apnesinin bir özelliği olarak da kabul edilebilmektedir. O nedenle bu hastalar gündüz uyuklar vaziyette dolaşırlar.
    Binge eating bir psikiyatrik hastalıktır, depresif bir davranış ile karakterize olmasına rağmen gün içindeki seyirleri birbirinden farklılık göstermektedir. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri vardır ve obezlerin neredeyse %30’unda görülmektedir. Hasta sabahleyin uyandığı zaman iyi durumdadır ve gün ilerledikçe ruhsal durumu bozulmaktadır.

    Tedavi

    Yeme bozukluklarının tedavisi zordur. İlk adım olarak mümkün olduğunca çabuk profesyonel yardım alınmalıdır. En iyi tedavi yöntemi tıbbi, psikolojik ve beslenme konsültasyonunu içeren kombine çalışma yöntemidir. Çünkü bu tip hastalıklar sadece psikolojik ya da beslenme ağırlıklı sorunlar içermez. Bütün şikayetleri içeren ve değerlendiren kombine tedavi yöntemi kullanılmalıdır.
    Anoreksiyalı kişi tehlikede olmadığına ve yardıma gerek duymadığına inanır ve destek almamak için çoğu zaman direnir.

    Bulimialı kişi ise sorunun farkındadır ama tekrar kilo alma korkusu ile tedavi görmek istemez. Tedavi süreci birkaç aydan birkaç yıla kadar sürebilir. Ancak tedaviden sonra da tekrarlayabilmesi hala bir sorun olmaya devam edebilmektedir.

    Şeker Hastalıklarında Beslenme Tedavisi

    Tip1 Diyabet :

     

    İnsülin hormonlarının eksikliği ve sıklıkla çocukluk ve gençlik yaşlarında ortaya çıkar. 

     

    Sık idrara çıkmak, çok su içmek,zayıflamak gibi başlıca belirtileri olur.

     

    Tip 1 diyabetin tedavisinde değişmez kural insülin enjeksiyonudur ve hayat kurtarıcıdır. Tedavinin diğer temel taşları ise sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve eğitimdir. İdeal kan şekeri düzeyinin sağlanması için gün boyu belirgin özen ve günlük bakım gerekir. Kişinin kendini iyi hissetmesi ve sağlıklı yaşam sürdürmesi için gereken bakımı hayat biçimi haline getirilmelidir.

     

    Tip 2 Diyabet : 

     

    Halk diliyle yaşlı bireylerde daha çok görülür fakat; Herkeste, her yerde, her yaşta diyabet teşhis edilebilir.

    * Ailesinde diyabetli olanlar,

    * Şişman kişiler,

    * 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,

    * Stres altında yaşayan kişilerde tip2 diyabetin görülme riski daha yüksektir.

     

    Birinci basamak tedavi planında medikal beslenme tedavisi yani beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, yaşam tarzının değiştirilmesi, egzersiz programlarının uygulamaya koyulması yer almaktadır. Eğer, bu tedavi planına uyulmasına rağmen kan şekeri normal sınırlar içinde tutulamazsa ağızdan hap olarak alınan şeker düşürücü ilaçlar tedaviye eklenir. Ancak bazı Tip 2 diyabetliler kan şekeri düzeyini normal sınırlar içinde tutabilmek için insüline ihtiyaç duyulabilir. Bu durumlarda uygun dozda yapılan insülin enjeksiyonları ile tedavi desteklenir.

    Ağızdan şeker düşürücü hap veya insülin tedavisi alan Tip 2 diyabetlilerin haftanın belirli günlerinde kan şekerini ölçmeleri son derece önemlidir.

    İnsülin Direnci :

     

    Kişilerde insülin direnci;

     

    Cinsiyet fark etmeksizin her yaşta görülebilir,

    Genetik yatkınlık ve çevresel etkenler görülme sıklığında rol oynayabilir.

     

    Bir kişide insülin direnci gözleniyorsa diyabet hastalığına benzer birçok bulgu görülebilir. İnsülin direnci görülen kişilerde en sık karşılaşılan belirtiler şu şekildedir;

    * Kontrolsüz kilo artışı

    * Kilo vermede güçlük çekme

    * Bel çevresinde genişleme

    * Sürekli tatlı tüketme isteği

    * Elde ve ayakta titreme

    * Yemek sonrası hızlı acıkma hissi

    * Uyanınca yorgunluk hissi

    * Yemek sonrasında uyku hali

    * Algılama güçlüğü

    * Konsantrasyon problemleri

    * Adet düzensizliği

    * Karaciğerde yağlanma

    * Aşırı tüylenme

    * Vücut direncinde azalma gibi belirtiler görülebilir. 

    Sağlıklı bir beslenme düzeni protokolü ile insülin direncinin azalmasında etkili olabilir. Yemeklerde porsiyon kontrolü yapmak dengeli beslenme hazırlamak insülin seviyesinin düşmesine yardımcı olabilir. öncelikle basit şekerden uzak bir yaşam tarzı benimsemelidir, lifli gıdalar tüketmek ve düzenli egzersizler uygulamak da oldukça etkilidir.

    Gizli Şeker (Pre-diyabet) :

    Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

    Diyabet Önleme Programına katılan pre-diyabetiklerin %11’inde diyabet gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip 2 diyabete adaylık durumudur.

     

    Sporcu Beslenmesi

    Günlük işler için harcanan enerjinin dışında ekstra fiziksel hareketler ile birlikte, kas kazanımı, kilo kazanımı/kaybı, performans artışı vb. amaçlar için egzersiz programına dahil olan kimseler sporcu olarak adlandırılmaktadır. Bu kişiler fenomen spor dalları ile de uğraşıyor olabilirken aynı zamanda bir spor salonunda egzersiz yapıyor da olabilmektedir.

     

    Gün içerisinde alınan enerjinin fazlası depo edilirken, daha az alınan enerji kilo kaybına neden olabilmektedir. Her bir bireyin tüketmesi gereken enerji, makro molekül, vitamin-minarel ihtiyacı farklılık göstermektedir. Sporcu bireyler için ise durum daha da farklıdır. Sadece günlük uğraşlar için değil aynı zamanda belli bir amaç uğruna ekstra zaman ve enerji harcamaktadırlar. Bu kişilerin ekstra besin ihtiyaçları ve belli bir rutinleri olması gerekmektedir.

     

    Her bireyin beslenmesi için gereksinimler farklı olmakla birlikte sporcularda durum daha da karmaşıktır. İlgilendiği spor dalının hangi enerji birimini kullanıdğı (anaerobik sporlar, aerobik sporlar), ne kadar süre ile spor yapıldığı, spordaki hedefin ne olduğu ( kilo almak/vermek, yarışmaya hazırlanmak, kas kazanımı...), spora engel olmadığı halde ilgilenmesi gerekilen hangi hastalıklarının olduğu... kişinin beslenme programını etkilemektedir.

     

     

    KURUMSAL BESLENME DANIŞMANLIĞI

    Bir kurumda çalışanların olamaması henüz mümkün değildir. Firmaların var olmasının altındaki sebep ise çalışanlardır çünkü, başarıyı getiren çalışanların işlerini hedeflenen şekilde yapmasıdır. Fikir, azim, hedefler... sadece kurumun gideceği yönü belirleyen dümen görevindedir. Asıl başarı belirlenen hedefe doğru ilerleyebilmekte ve mümekemmel sonuçlara ulaşmaktadır.

     

    Çalışanların varlığının benimsenmesi ve onlar için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Sağlıklı, huzur ve mutluluk kişinin kendisine verilen işi verimli bir şekilde icra edebilmesi için elzemdir. Sağlığın başında da kişinin günlük hayatta tükettiği besinler gelmektedir. 

     

    Birçok insan, özellikle öğlen öğünlerini çalıştıkları kurumda yemektedir. Firmada çalışan kişilerin besinleri tüketimi takip edilip, kurumda bulunmadıkları süreç içindeki öğünlerinin ne olması gerektiği hakkında bilgilendirilmesi bu kişilerin güne daha verimli bir başlangıç yapmalarını ve çalıştığı sürede dinç kalabilmelerini sağlamaktadır.

     

    Hipertansiyon

    Hipertansiyon (yüksek tansiyon) günümüzde sıkça görülen bir hastalıktır. Sistolik kan basıncının ≥ 140 mmHg ve diyastolik kan basıncının ≥ 90 mmHg olması hipertansiyon varlığının göstergesidir.

    Hipertansiyon tedavi edilmediğinde felç, böbrek hastalıkları ve koroner kalp hastalığı için büyük bir risk faktörü haline gelebilmektedir.

    • Kan basıncında meydana gelen 10 mmHg artış koroner kalp hastalığını % 30 oranında arttırmaktadır.
    • Hipertansiyonlu kişilerin koroner kalp hastalığına yakalanma olasılığı normal bireylerden 3- 4 kat, felç geçirme olasılığı 7 kat daha fazladır.

    Bu yüzden hipertansiyonda beslenme tedavisi oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Tedavi bir diyetisyenle sürdürülmelidir.

     

    HİPERLİPİDEMİ

    Hiperlipidemi, kan değerlerinde kolesterol ve/veya trigliserit düzeylerinin normal değerlerin üzerinde ölçülmesi olarak tanımlanmaktadır. 

    Genetik ve/veya çevresel nedenlerden kaynaklanan hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalıkların değiştirilebilir risk faktörlerinin başında gelmektedir. 

    Araştırmalar, beslenmenin lipid seviyeleri üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ve kardiyovasküler hastalık riskini düşürmedeki önemini göstermektedir. 

    Hiperlipidemili bireylere uygulanması gereken ilk yaklaşım; beslenmenin düzenlenmesi, ağırlık kontrolü ve fiziksel aktiviteyi kapsayan yaşam tarzı değişikliğidir. Bu yüzden tedavi bir diyetisyenle sürdürülmelidir.

     

    Gut Hastalığı

    Gut, kandaki ürik asit düzeylerinin yükselmesinden (ürik asit idrarda bulunan bir atık üründür) ya da böbreklerden atımının az olmasından ya da vücutta ürik asit haline dönüşen pürinlerin bazı yiyeceklerle fazla miktarda alınmasından kaynaklanır. Ani nöbetler halinde gelişir ve şiddetli ağrı yapar; en sık etkilenen yer ayak başparmağıdır.

    Ürik asitin pürin mekanizmasının son ürünü olması nedeniyle, pürinden zengin gıdaların aşırı alımının serum ürik asit düzeyinde artışa sebep olmaktadır. Pürin içeren gıdaların serum ürik asit düzeyine ve gut riski üzerine etkileri farklı oranlardadır. 

    Pürinden zengin gıdaların tüketimi ve vücut ağırlığındaki yükseklik gut ataklarını arttırmakta ve hayat kalitesini düşürmektedir. Bu yüzden gutlu bireylere, diyetisyen tarafından özel beslenme tedavisi uygulanmalıdır.

     

    Polikistik Over Sendromu(PKOS)

    Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda sık görülen endokrin bir bozukluktur. PKOS’lu bireylerde; hiperandrojenizm (kadınlarda erkek hormonunda artış), hirsutizmi (erkek tipi kıllanma), akne, regl düzensizliği görülebilmektedir.

    Polikistik over sendromu metabolik ve kardiyovasküler rahatsızlıkların oluşmasında rol oynayabilir. Bu rahatsızlıklar direkt olarak insülin direnci ile bağlantılıdır ve obezite riskini de artırabilir. Hipertansiyon, tip 2 diyabet ve bozulmuş glikoz toleransı gibi hastalıkların görülme riski artabilir. Bu bireylerin lipit profillerinde de bozulmalar görülebilmektedir. İyi kolesterol olarak adlandırılan HDL kolesterol seviyelerinin düşüklüğü ve trigliserit seviyelerinin artışı bu bozulmalardandır. 

    Polikistik over sendromu diğer metabolik hastalık risklerinde artışa sebep olduğu için erken teşhis çok önemlidir. Kişilere özel beslenme tedavisi uygulanmalıdır. Tedavideki sıkı takip ve doğru uygulamalar ile üreme, kardiyovasküler hastalık ve metabolik riskler azalabilmektedir. Diyetisyenle işbirliği içinde olmak önemlidir.

     

    Gebelik ve Emzirme Döneminle Beslenme

    Bir toplumun geleceği sağlıklı bireylerin varlığı ile şekillenir. Çocukların sağlıklı olarak dünyaya gelmesi için annelerin hamilelik ve emzirme döneminde yeterli ve dengeli beslenmeleri konusunda bilinçlendirilmeleri gerekir. Çocukların sağlıklı doğması ile annelerin yeterli ve dengeli beslenmesi arasındaki ilişki çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. 

     

    Gebelik Döneminde Beslenme

    Gebelik insan yaşamında beslenmenin en önemli olduğu evrelerden biridir. Bu gerçek halk arasında gebe kadının 2 kişilik yemesi fikrini doğurmuştur. Oysa gebelikte fazla beslenme de yetersiz beslenme kadar annenin ve bebeğin sağlığına zarar verir.

    Bu etmenler;

    Artan enerji ve protein gereksinmesinin karşılanmaması annede ağırlık azalmasına neden olabilir.

    Artan gereksinmeler karşılanamadığı zaman anemi,diş çürüklüğü,osteomalasi vb. hastalıklar ortaya çıkabilir.

    Yetersiz ve dengesiz beslenen gebelerde toksemi görülme riski daha fazladır.

    Yetersiz protein alımına bağlı ödem oluşabilir.

    Gebe kadınların besin gereksinmeleri yaş,fiziksel aktivite durumu,gebeliğin başlangıcındaki ağırlık,besin depolarının yeterlilik derecesi gibi birçok etmene bağlıdır. 

    Gebelikte bazal metabolizma hızı (BMH) normaldekinin ortalama %20'si kadar artar. Bu artışın gerektirdiği besin ögelerinin karşilanması annenin kendi sağlığı için gerekli olduğu kadar fetüsün normal gelişimi için de önemlidir. Gebelik sürecinde alınan aşırı kilolar da doğum sorunlarına neden olabilir. 

    Gebelikte sık görülen sağlık sorunları;

    Bulantı ve tat değişiklikleri; Besin alımında güçlüğe neden olan bir durumdur. Şiddetli ve sürekli kusmalarda gebenin sıvı ve elektrolit kayıplarının karşılanması gerekir. 

    Pika; Besin dışı bazı maddelere karşı yeme isteği olarak tanımlanmaktadır.

    Kabızlık; Bazı gebelik hormonlarının bağırsak hareketlerini yavaşlatıcı etkisi, kilo artışı nedeniyle günlük hareketlerde azalma, beslenme düzeninde olan değişiklikler gebelerde kabızlığa neden olmaktadır.

    Anemi; Halsizlik, yorgunluk ve enfeksiyonlara dirençsizlik olması demir eksikliğine bağlı aneminin belirtilerindendir. Hayvansal besinlerin tüketilmesi, C vitaminin alınması  ve demir emiliminin artırılması ile önlenebilir.

    Gestasyonel Diyabet; İlk defa gebelikte ortaya çıkan çeşitli derecelerdeki glukoz intoleransı olarak tanımlanmaktadır. Gestasyonel diyabet tanısı konduğu andan itibaren multidisipliner bir yaklaşım ile gebenin takibi yapılmalı ve eğitimi verilmelidir.

    Emzirme Döneminde Beslenme

    Anne sütü yeri doldurulamaz bir besindir. Bebeği enfeksiyonlara karşı korur, kolaylıkla sindirilebilir, bebeğin tüm besin ögesi gereksinmelerini karşılar. Bu yüzden anne sütü özellikle doğumdan sonraki ilk 1 saatlik süre içinde bebekler için en ideal besindir. 

    Emzirmenin başarılı olduğunu söyleyebilmek için annenin bebeğini güçlük çekmeden emzirebilmesi ve bebeğin sağlıklı bir şekilde kilo alması gerekir. Emzirme döneminde anneyi bedensel, psikolojik, doğum öncesi ve sonrası birçok etmen etkiler.

    Emzirmede annenin salgıladığı süt, aldığı besinleri içerir. Bu yüzden süt salgısı için gerekli besinler annenin kendi gereksinimine ek olarak alınmalıdır. Emziren kadınlar için enerji ve besin ögesi önerilirken kadınlar arasındaki kişisel ayrıcalıklara dikkat edilmelidir. 

     

     

    Okul Öncesi Döneminde Beslenme 

    1-5 yaş grubu çocukları kapsayan bu dönem oyun çocuğu dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde çocuk yiyecek bakımından kendisine sunulan yiyeceklere bağlıdır. Anne, baba veya bakıcıların kendi yiyecek alışkanlıkları, sevdikleri ve sevmedikleri şeyler çocuk tarafından taklit edilir.

    Anne ve babanın çocuğa yemek yedirme için ısrarları, ödüllendirme, ceza verme gibi tutumları çocuğun yeme alışkanlıklarını olumsuz etkiler.

    Çocukluk dönemindeki beslenme biçimi yetişkin dönemindeki beslenme modelini belirler. Bu dönemde çocuk zorlanmadan çeşitli besinlere alıştırılmalı, doğru yemek seçme alışkanlığı edinmesine yardımcı olunmalıdır. Tek besin türüne bağımlı kalmamalı, besin çeşitliliği sağlanarak vitamin, mineral bakımından zenginlik sağlanmalıdır.

    Çocuğun sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanması, büyüme, gelişmesini tamamlayabilmesi için tüm besin gruplarından besinlerin uygun pişirme yöntemleri ile sunulması ve öğün atlanmadan beslenmesi çocuğun sağlıklı bir birey olmasını sağlar.

    Adolesan Beslenmesi

    Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olarak bilinen adölesan dönemi; fiziksel, psikolojik ve sosyal olgunluğa erişmenin tamamlandığı bir dönemdir.Adölesan dönem 12-18 yaş grubunu içerir, Genellikle kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşları arasında başlar. Büyüme ve gelişme, adölesan bireylerde hızlanma gösterir ve bu dönemin sonunda erişkin hayattaki antropometrik ölçüm değerlerine ulaşılır. Bu dönemdeki beslenme bireyin büyüme ve gelişiminin devam etmesini sağlamalı, yeterli ve dengeli olmalıdır. Adölesan dönemde büyüme ve gelişmenin hızlanması beslenme gereksinimlerini etkiler.  Adölesan döneminde yeterli ve dengeli beslenmeme okul başarısına etki etmekle birlikte demir eksikliği anemisi, büyümede ve gelişmede gerilik, obezite, diyabet, hiperansiyona neden olmaktadır. Bu yüzden adölesan dönemindeki bireylerin doğru beslenme alışkanlığı edinmesi ileride yaşanabilecek sağlık problemleri açısından oldukça önemlidir.

    Adölesan dönemdeki çocuklarda fiziksel görünüş önemli hale gelir, daha zayıf, daha formda veya daha fazla kas kitlesine sahip olmak isteyebilirler.Bunun sonucunda da bilinçsizce moda diyetler yapıp vücutlarında kalıcı hasarlara yol açabilirler. Adölesan dönemdeki çocuğunuzun bu tür isteklerini ciddiye alın, yanlış bir yol izlemesine engel olun ve bir beslenme uzmanından yardım almaya çalışın.

    Okul Çağı Beslenme

    Okul çağı dönemi, çocukların gelişiminin en hızlı olduğu dönemdir. Fiziksel değişimle beraber hem psikolojik hem de sosyal açıdan bir değişim yaşanmaktadır. Bu dönemde çocukların yeme alışkanlıkları ve besin seçimleri önemli ölçüde etkilenmektedir. Besin seçimini etkileyen faktörler arasında okul kantinleri, sosyal, kültürel ve ekonomik durum, ebeveynlerin besin tercihleri, arkadaş ortamı, görsel ve yazılı basında yer alan reklamlar vb. yer almaktadır. Okul çağı çocuklarda, özellikle fast food, gazlı içecek, paketli ürünlerin tüketimi, sıvı alımının ve sebze, meyve tüketiminin yetersiz olması, öğün atlama ayrıca teknolojinin gelişimi ile beraber hareketsizliğin artması yapılan hatalar arasındadır.

    Okul çağı döneminde kazanılan fiziksel aktivite ve beslenme ile ilgili davranışlar yaşam boyu devam etmektedir. Bu nedenle çocuklara hem fiziksel aktivite hem de sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme davranışları bu yaş döneminde kazandırılmalıdır.

     

    Kilo Almak İçin Beslenme Tedavisi

    İdeal kilo sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeniz için boyunuz ile orantılı olan kilo değeridir. İdeal kilo yaşa, boya, cinsiyete ve kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Eğer mevcut ağırlığınız idealin altında ya da üstünde ise ideal noktaya ulaşabilmek için izlenecek yol, kısa sürede fazla miktarda kilo kaybetmek ya da almak değil, doğru adımlarla sağlıklı kiloya ulaşmak ve bu düzeyi uzun dönemde korumaktır.

    Obezite ve Kilo Kontrolü

    Sağlıklı kilo vermek daimi olarak yaşam tarzını değiştirmek anlamına gelmektedir. Hızlı sonuca yönelik olan katı diyetler yoyo etkisi yaparak sağlığı tehdit ederler. “Kilo vermeli miyim?” sorusunun cevabı Vücut Kitle İndeksi’ne (VKİ) bağlıdır.

    Vücut Kitle İndeksi (VKİ) vücut ağırlığının boy uzunluğuna oranını tanımlar.

    VKE, bir kişinin aşırı kilolu olup olmadığı konusunda bir rehberdir. Yaşın da rol oynadığı aşağıdaki sınıflandırmalar geçerlidir:

    * Zayıf: 18,5 kg/m²‘nin altında

    * Normal (İdeal kilo): 18,5 - 24,9 kg/m² arası

    * Fazla kilolu: 25 - 29,9 kg/ m² arası

    30 kg/m²‘nin üzerinde şişmanlık (obezite) başlar. VKİ yağ ile kası birbirinden ayırmadığı için kas oranı fazla olan sporcularda bu ölçü yağ kütlesinin bir göstergesi olarak kullanılamaz.

    Kilo verebilmek için alınan enerjiden fazlasının harcanması gerekir. Burada önemli olan beslenme şeklini kalıcı olarak değiştirmek ve vücut için gerekli besinleri yeteri kadar sağlamaktır.

    Vücut kilosunun yüzde 5 ila 10’unun azalması sağlık için olumlu bir etki yaratır. Ayda 1 veya 2 kilo verilmelidir.

    Obezitenin giderek bir halk sağlığı sorunu haline geldiği bir dünyada, kilo vermeye odaklanılsa bile, zayıf olmanın da bir sağlık sorunu olduğunu hatırlamak önemlidir.

    Kilo vermeye benzer şekilde kilo almak için de harcanan enerjiden fazlasının alınması gerekir. Sağlıklı kilo alma sürecinde bireyin ihtiyaçlarını karşılayan, karbonhidrat protein ve yağ oranları dengeli bir diyet uygulanır.